« Önceki | Sonraki »

9/11/2009

Meryem (Ülker) 'Dost'un adı... (günlüğümden)


mutluluk,sevdigini hissetmektir yanında


VEDÂ
Elimde, sükutun nabzını dinle,
Dinle de gönlümü alıver gitsin!
Saçlarımdan tutup, kor gözlerinle,
Yaşlı gözlerime dalıver gitsin!

Yürü, gölgen seni uğurlamakta,
Küçülüp küçülüp kaybol ırakta,
Yolu tam dönerken arkana bak da,
Köşede bir lâhza kalıver gitsin!

Ümidim yılların seline düştü,
Saçının en titrek teline düştü,
Kuru bir yaprak gibi eline düştü,
İstersen rüzgâra salıver gitsin!

N. Fâzıl Kısakürek

Yıllar öncesinden bu yana, bendeki tadı hiç eksilmemiş, belki katlanarak artmış bir şiirle başlamak geldi içimden...Bir başka duygudur yazmak…Yazarken, sonrasında okurken daha bir farkında olur, daha farklı cephelerden bakmayı öğrenirsiniz aynı zamanda…Hele bir tadı vardır ki eski anıları okumanın, masal lezzeti sunar size, kendi dünyanızda yaşanmış olanlardan minik buketler derleyip…Her şey iyi, güzel de, bir ufak sorun var ortada, benim açımdan.. Yazmak için, öncelikle yaşamak gerek, değil mi? Buraya kadar her şey güzel, hayatın içinde olup yaşamayı seçsem, yazacak hal-vakit bulmakta zorlanıyorum; yok eğer yazmaksa seçtiğim, yaşanacak bir şeylerden kırpmak gerekiyor. Genelde yaşamaya öncelik verdiğimden, not düşüyorum deftere hatırlatıcı olarak, günler geçtikçe birikiyor notlarım, öylece bekliyorlar görüntülenme sırasının kendilerine gelmesini…
Hafta sonu yaşadıklarıma uzanalım sizlerle bugün, var mısınız benimle yakın geçmiş yolculuğunun sokaklarında bir tura? Başlıyoruz öyleyse..Pazar günü, buradaki arkadaşlardan birinin kızının nikâhı vardı gündemde.. Tatlı bir sitemle uyarılınca, anlaşıldı dedim, başka program yok, bugünün gündemini bu nikâh oluşturacak..İyi de oldu aslında, uzun süredir görmediğim bir çok tanıdığa, arkadaşa rastladım. Size Meryem' den söz etmişimdir, ( isimler ya ikinci, bilinmeyen isimleridir ya da baş harfleri belirtilmiş, boş bırakılmışlardır) Kimi yazılarımı aktarmadığım için kısaca tanıtayım.Çok sevdiklerimin en üst sırasında yer alanlardandır arkadaşlarım arasında, adı geçeceği için , zamanla sizlerin de tanıyacağınızı düşünüyorum.Uzun yıllardır tanırım onu, hayata sıkı sıkıya bağlı, merhametli, duygulu, içten, kafa dengi, son derece güzel bir gönül sahibi, çevresinde sevilen, sevgisini esirgemeyen….(.ilk aklıma gelen özellikleri…) bir sevgili varlık.. Canım, varlığından, hayatıma kattığın renkten, senden çok, pek çok hoşnudum. Sevgi dolu yüreğin Vârolsun, sen bana yakın ol, güzellikler içinde ol dilerim.

Bana 'Hatice' ciğim, sen kitap yaz, baskısını hiç düşünme, benden…Sana güvenirim, bunu çok rahatlıkla teklif edebiliyorum. Hayat Yayınlarının sahibi çok yakın ahbabımızdır. 'Diyen arkadaşım..

Ayrıca İstanbul' a gidişim gündeme geldiğinde, 'A, bak biz de gidiyoruz, orada da görüşürüz.Cuma' ları Eyüp' e gideriz seninle..' diye plânlar yaptığımız..

'Yüzme havuzuna gitmek istiyorum haftanın birkaç günü; yürüyüş harici bir egzersizi de hayatıma katmak hoş olur' dediğimde:

'Sen gel, ben yüzme havuzu yaptırırım, beraber yüzeriz..' diyen..

Bir çiftlikleri var İstanbul' un güzel bir yerinde..

'Evin bir katını da bana ayırıyorsun, anahtar lütfen.. Bahçemden uzak kalacağım için üzülüyordum, şimdi bir çiftliğim oldu..O..oooo, seninle neler yaparız', (inş.) diyebileceğim kadar yakın hissettiğim..Nikâh sonrası ,Meryem, 'sana bir sürprizim var', diyerek şimdi Ankara' da yaşayan bir arkadaşımla geldi yanıma.. Nasıl sevindim anlatamam, çok özlemiştim. Yakın çevremdeki arkadaşlarım çok özeldir benim için, çocuklarım, eşim bile kıskanmışlardır onlara gösterdiğim ilgiyi ve bunu dile getirmişlerdir..Bu da öylesi özel bir arkadaşım işte..Onu 'lâz böreği' ile hatırlarım hep.. Buraya ilk geldiğimiz yıllarda, arkadaş grubuyla dağlara çıkmıştık günübirlik.. Herkes bir şeyler hazırlamıştı, o da lâz böreği, memleketinin özel tatlısı…Onunla tanıdım ilk; adı 'börek' olan, şöbiyete benzer, baklava hamurundan yapılan, içine özel hazırlanmış muhallebi eklenip pişirilen bu tatlıyı..Görür görmez:
'Hiç değişmemişsin, dedi; hep aynısın..!''
Sen de öylesin, dedim. Hem, eski artistlerden kim kaldı ki?'Gülüştük.. Nikâh sonrası, önce gelinin evine gittik birlikte; sonra, Meryem' in evine..Mantı ve dondurma vardı ikram faslında, birlikte hazırlanan (dondurucudan çıkmıştı, haşlayıp, sosunu ekledik)En güzeli de içtenlikti, birbirine sevgiyle bakan gözler, sevgiyle bağlı yüreklerdi tabiî ki…
O akşam arkadaşı göndermedim gideceği yere, bende kaldık. Terasta çay ve muhabbet iyi sardı bizi..Alt sıradaki komşumu da çağırdım, severim onu da, tüm komşularım iyidir, az görüşsek de; onunla biraz daha sık görüşürüm.Ertesi sabah lâz böreği hazırlama konusunda ısrar etti, hazırladık. Meryem' e de götürdük ondan, yan komşumuza da gönderdim.Çocuklar çok mutlu oldular zâten..Tatlı, pasta pek hazırlamam ben, fazla kalorili, az sağlıklı yiyecekler grubunda değerlendirdiğim için..Bir dönem yeterince sık hazırlamıştım zâten, şimdi büyüdüler, onlar da dikkat etsinler beslenme alışkanlıklarına, diye düşünüyorum.Buradaki evimiz çok katlı..Girişte salon ve mutfak, (salonu oturma odası olarak kullanmayı tercih ettik) en altta bir ana salon, mutfak, banyo, spor odası; girişin üstünde yatak odaları ve banyo; en üstte de bir çatı katı…Kalkmamıştı henüz kızlar, biz hazırlarken tatlıyı.. 'Kokusu geliyor yukarıya, konduramıyorum..' dedi büyük kızım, yanımıza geldiğinde, memnuniyeti yüzünden okunurken…Bir ara bahçeden domates salatalık filân topladık. İncirler yeni yeni olgunlaşıyorlar, onlara dokunamadık.Niyetliydik aynı zamanda, Berat gecesi dolayısıyla..Arkadaşı gideceği yere bırakıp, dışarıdaki işlerimle ilgilendim. Akşama bir saat kala evi arayıp, istediğiniz bir şey var mı, diye sorduğumda yemek yaptığını söyledi büyük kızım.Niyetlisin ya bugün.. diye ekledi..Çok duygulandım, bunu da ona açıkça belli ettim.Günün kayda değer, beni sevindiren bir diğer olayı, çok, pek çok sevdiğim bir arkadaşımın telefonu oldu.
..............




Geriye dönüşlerle anlatmayı deneyeceğim sizlere 'gönül sızı' larımdan birini... Meryem 'kod adı' olsun, göbek adı aynı zamanda zâten.
Onu târif edecek kelimeleri seçerken zorlanıyorum.Anlamca hafif mi kalıyorlar ne?
Üniversite kampüsündeki arkadaşlarımdan biriydi o, şu an İstanbul' dalar, aynı dönemde geldik, yaklaşık bir yıl kadar önce...
Göktürk' te arazileri ve bir çiftlik evleri var. Eşi, alanında başarılı bir öğretim görevlisi, çok genç yaşta Prof ünvanı almış, karakteri, kişilik yapısını da takdir ettiğim bir hocamız...Oğulları da babalarının yolunda, (maşaAllah, yıllar öncesinin Türkiye 17. si ÖYS de ) alanlarında kariyer yapmayı seçenlerden...
Nedendir onu her hatırlayışımda gönlüme düşen sızı, sevgisi yüreğimi titretirken? Bir bebeğimmişcesine düşkünlüğüm neden?
Düşünürüm de bâzen, yıllardır tanıyıp- sevdiğimiz insanlara bilmediğimiz bir yönünü farkettiğimizde ya da mesafeyi azaltan bir paylaşımına ortak olduğumuzda daha bir yakınlaştığımızı hissederiz, en azından ben böyle hissediyorum.Bardağın taşma noktasıdır bu, ürünün hasat zamanıdır sanki...
Tek bir damla taşırıverecektir suyu artık ya da bir gün olgunluğun zirvesine taşıyacaktır ürünü...
Henüz eczanemi devredip İstanbul' a gelmediğim zamanlardı.İki yılı aşkın bir süre olmuş, hastalığı da 3. yılından gidiyor çünkü, henüz hasta değildi o zaman.
Arada yanıma uğrardı, bir çay içer, muhabbeti de yudumlardık onunla.Kimi arkadaşlarım için 'Kelaynak' grubundan tanımlamasını yapabilirim.Sanırım kendimi de dahil edebilirim bu gruba.Takılırız da birbirimize hattâ:
'Niye bir millî park açıp, korumaya almazlarki bizim gibileri?' diyerekten...
Öylesine sevgi dolu ki o, öylesine merhametli, güzel yürekli, evet 'çocuk kalabilenlerden,içindeki çocuğu büyütmeyenlerden'...
Bir yandan çaylarımızı yudumlarken anlatıyordu yer yer buğulanan gözleriyle, geçmişi yeniden yaşar gibiydi.
'Bu eşarp annemin, biliyor musun?' diyordu. Bunu takmak istedim bugün.' : )
Soğuk havaları çok severim ben, diye ekliyordu.Hava güzel olduğunda annem evde olmazdı, bahçeyle ilgilenmek için köye giderdi.Oysa soğuk ve yağışlı havalarda evde olurdu, soba yanardı okuldan eve geldiğimde, yemek hazır olurdu.'
Bir sızı düşüyor içime, çocuk gözlerine bakarken daha bir yakınlaşıyorum onunla...
Annesi ve anneannesini 40 lı yaşların ortasındayken kanserden kaybetmiş.Aynı yaşta meme Ca teşhisi konulduğunda vakit kaybetmeksizin gerçekleştşrildi ameliyatı, ardından terapisi.

Ben ve sevip- bağlandıklarım bir puzzle' ın parçaları gibiyiz, onlarla tamamlandığımı düşünürüm. Her bir sevdiğimin uzaklığı- ayrılığında bir parçam daha eksiliyor sanki, acı veriyor, çok acı veriyor...

Şimdi çıkmalıyım, hüzünlendim de zâten, yazının devamı ve resimleri ekleyeceğim sonrasında inşaAllah.
Sevgimle...


...............

Meryem (Ülker) 'Dost'un adı... (günlüğümden)

Düne ait anılara devam...

Sabah 8.30 suları yola çıktık oğlumla... Uçağın hareketine çok fazla zaman kalmamıştı.
Birlikte gideceği arkadaşlarından birisi telefonla havalimanı girişinin çok kalabalık olduğu uyarısını verince onu metroya bırakıp, anneme doğru yola devam ettim.
Telefonunun melodilerinden birisi, 'Fikrimin ince gülü' ...Bir önceki akşam, çalarken farkettim.

Şarkıyla ilk tanışmam, 4 yıl kadar önce kanun hocamın ödev olarak vermesiyle olmuş. Sonrasında da Cafe Anatolia -Dream's albümünden gönderen bir arkadaşın sayesinde oldu.Siteye müzik olarak eklemek istiyordum, yasaklı siteleri görüntüleyemeyen arkadaşların da var olduğu düşüncesi biraz hız kesmeme neden oldu. : )

-Nereden buldun bunu? diye soruyorum. Zaten yüklüymüş, farketmiş. Aslında müzik tercihi daha farklı olsa da Sanat Müziği'nden ortak eserlerimiz vardır dinlemekten zevk duyduğumuz...

Enstrumantel eserleri seçerim okur- yazarken...Hem dinlendirir, hem konuya olan ilgimin dağılmasına neden olmaz.

Yer yer bulutlu, ılık bir sonbahar havası...16-17 derece civarı, güneş arada gizlense de pırıl pırıl yüzünü göstermekte cömert davranıyor denebilir.Trafik aşırı yoğun değilse de ağır ilerlediği zamanlar oluyor.Gideceğimiz yere varıyoruz bir süre sonra...

Gri- kurşuni renkte iki köpek koşuyor önce bahçe kapısına...Arkadaşım açıyor kapıyı, arabayla girip, bahçeden dönüş yaparken; aylar önce bir akşam vakti arkadaşımın beni karşılayıp, araziye arabayla dalarken:

-Dur, sana ağaçları göstereyim... demesi geliyor aklıma... -Ne yapıyorsun? derken şaşkınlıkla; cevabı şöyle oluyor: -Çılgınım ben!... -Beni aratmazsın... diye cevaplıyorum.Gülüyoruz, çocuklar gibi neşeliyiz. Mevsim ilkbahar, yeşil..her yer alabildiğine tazecik yeşil tonlarıyla kaplı...Ağaçlar budanmış, ateş yakacağız hesapta... Geç kaldığım için akşam karanlığı ve arkasından çıkıveren şiddetli rüzgâr bu fikirden vazgeçmemize sebep oluyor.

Şimdi Sonbahar gibi görünse de kış mevsimine girmişiz. Son 'Pastırma yazı' misâli günler...Ağaçlar çıplak, görüntü mat, güneş biraz zoraki ısıtıyor. Değişmiş tablo...Ömrün mevsimleri gibi...Baharlarımız, yaz ve kışlarımız olmaz mı bizlerin de? İzliyor, düşünüyorum.İyi bir gözlemci olduğum söylenir. Bence de fena sayılmam. : )

Beni gördüğü için mutlu olduğunu söylüyor. Enerjisi eksik, yorulduğunu farkediyorum.

-'Metastaz haberi kurşun gibi düştü ocağımıza' diyor. Bu kadar çabuk olmamalıydı.Önümü göremiyorum.. derken:

-Hangimiz görebiliyoruz ki? diyorum. -Bu farklı, diyor. Bir sonraki sıçramanın nereye olacağı konusunu düşünüyor.

Ne hayâllerimiz vardı İstanbul'a gelirken,yıllarımı geçirdiğim 'gurbet' imden... Çok sevdiğim bir arkadaşım da benimle birlikteydi. 'Cuma' ları Eyüp' e gideriz seninle..' diyordu.Ağaçlar bizi bekliyordu, mevsimine göre kiraz, dut, incir, armut, elma, ayva... Ne çok şey vardı yapılacak...

O, hastalanıyor, annem felç geçiriyordu... İkimiz de farklı senaryoları yaşamak durumunda kalıyorduk, hayâllerimiz dışındaki senaryoları...

Bu kez de bitki kürü ile birlikte bir sıra ve düzen dahilinde uygulanan ilaçlar var. Şu anda başarılı görünüyor, inşallah öyle devam eder.Doktoru, İbrahim Saraçoğlu...Bayılmış arkadaşın bahçesinde yetişen domateslere, tanıtımını yapmak isterim, tohum getirirseniz.. demiş. Yanlışlıkla patlıcan tohumu vermişim.Sonradan farkedip eşimle gönderdim, dedi.

Aralık ayında bir konferansa konuşmacı olarak katılması istenmiş. Tecrübeleriniz, yaşadıklarınız başkalarına yol gösterici olacak, çok önemli demiş, doktoru...(Onkoloji psikiyatristi)

Arkadaşımın kendisi de Psikoloji mezunu, tez konusu da meme ca idi yanılmıyorsam...

Bahçede beyaz rengin hakim olduğu bir kedi... Gelip yuva bilmiş onların bahçesini.. Yemek ve ilgi görünce sahiplenmiş oraları...

-Geçen hafta bir hafta boyunca hastalandı, diyor arkadaşım. Bir türlü iyileşemedi. Kızım, çok mu hasta oldun sen? diye sevecek oldum. Bir de baktım ki gözleri doldu. A..a.. kedi de ağlarmı demeye kalmadı, gözkapaklarını indirmesiyle yaşlar döküldü kirpiklerinden...

-Sen de ağladın, garanti.. dedim. -Sorma, dedi. Hemen veterineri çağırdık. Bir hafta boyunca veterinerde kaldı. İyi şimdi, toparladı.

Yaratılmış her şeye böylesi sevgi dolu insanlar işte...

Konuştuk başka şeylerden de... Plânlar dedik, yapılıyor ama uygulanamıyorlar her zaman, belki çoğu zaman... Bir bakıyorsun bambaşka şeyler çıkıyor ortaya...

Nerede okumuştum, şöyle diyordu bir özlü sözde:

"Hayat, biz onu plânlarken başımızdan gelip geçenlerdir."

Bayram öncesi, hüzünlü bir yazı oldu. Hüzün de hayatın bir parçası, değil mi?

Günlerimiz sağlıkla, huzurlu geçsin ve yaptıklarımız iyilikler olsun. Ne kalıyor ki geriye, 'bir hoş sadâ' dan gayrı?

Sevgiyle... Hatice

.......


Dalgaların çekimine karşı koyamamışımdır pek..'Deli ruh' umu mu yansıtır bana, niyedir acep böylesi çekmeleri beni?Onların bembeyaz köpüklerinde ruhumdaki kederler aklanır sanki, mırıltıları ninnidir bana...Günlerdir sıcak..rutubetli sıcak var İstanbul' da...Yoruyor bu hava insanı, dışarı çıkmak istemiyorum.Meryem' i anlatıyordum sizlere, yazmıştım, aynı dönemde geldik İstanbul' a.. Bir yıl geçti yaklaşık.Onunla nasıl tanışmıştık? hatırlamaya çalışıyorum..yok, olmuyor...Kampüsten ortak arkadaşlarımızdan birinde görmüşümdür muhtemelen.Çok sevdiğim ruhlardan biri o..Ruh ikizlerimden biri.Adımbaşı da bir ruh ikizine rastlayamıyor insan, mâlûm.. : )

Bir kahve hazırladım kendime..nescafe ya da cappuccino değil..nescafe sevmem, sütle içebilirim.Cappuccino alışkanlığım yok, tadından hoşlanmışımdır ama sürekli bulundurmam.Rüzgârla karışık sıcak-sert bir hava..kendime gelemedim henüz.Sabaha karşı iki buçuk civarında uyudum. 04. 45 te ayaktaydım. Kızlarımı havalimanına bırakıp, bir miktar daha uyudum.

Anneme gittik yine dün.Ablam da geldi, komşumuzun torununun kına gecesine bir uğradım.Çok eski arkadaşlarımdan birine de rastladım, biraz geçmişe döndük bu arada..Düzensizlik yoruyor insanı, gün ışığına endeksli yaşamak gerek.

Neyse,konuyu daha fazla dağıtmayayım. Meryem' in de İstanbul' da olmasına çok sevinmiştim hani...Kampüs yürüyüşlerimiz, onun balkonunda hazırladığı şark köşesindeki muhabbbetlerimiz,ortak arkadaşımız olan çok kafa dengi olduğu yan komşusuna gidip denizde geçirdiğimiz gün, hastalığını öğrendiğinde içine kapanması, ameliyat ve tedavisi, tekrar kendine gelmesi, ameliyat sonrası bir gün kampüsteki gül petallerini birlikte toplayıp gül reçeli hazırlamamız birer birer geçiyor aklımdan...Bizim evin bahçesinde çektiğim fotoğraflarına bakıyorum.Uçuk mavi bir döpiyes var üzerinde..aynı renk tonlarında eşarp, oğlunun anneler gününde aldığı.. gülümsemesi mahzun mu ne?...Yine yan daire komşusuyla ellerinde mimozalar bana geldikleri gün, birlikte hazırladığımız 'kısır' , seslendirdiğimiz 'nostalji şarkıları' , o günkü neş' emiz...
Sonbahardı buraya gelişim. Eylül...İçinde doğduğum ay, hüzünle romantizmi birarada barındırdığını düşündüğüm ve sevdiğim...Annemin felç geçirmesi kış dönemine denk geldi. Nasıl inceden ayarlanmış her şey diyorum. Yıllarca gurbette kal, döndüğünün iki üç ay sonrası annenin sana ihtiyacı olsun..İlk üç ay benim için çok yorucuydu, annem ve kendi oturduğumuz ev arasında, İstanbul trafiği ve uzaklık da dikkate alınacak olursa epeyce yorucu geçti.
Sonrası Gürcü bir bakıcımız oldu. Gönül Akkor' un kızı ile tanıştım (bir arkadaşımın komşusuydu). Ziyaret ettim annesini de hattâ..O vesile oldu bakıcımızı bulmamıza, sağolsun.Annesi de yıllar önce geçirdiği bir rahatsızlık sonucu bakım gerektiriyor belli ölçüde. O da çok bakıcı değiştirmiş ve en son belli bir aracı kurumdan bulduğu şahıstan memnun kalmış.Referansımız o oldu.
'Güzel havalarda aklıma hep sen geliyorsun..' diyordu Meryem...Doğrusu, benim de aklıma o geliyordu. Biz, fırsat buldukça biraraya geldik bu dönemde.Henüz kalorifer sistemi ayarlanmamışken gitmiştim bir keresinde.Elektrikli ısıtıcılar vardı birden fazla. Gece onda kaldım. Nasıl ihtimam gösterdi, canım...Üşüyeceğim diye korkuyor.Bu görüşme sonrasında telefonumdan silmediğim bir mesajı var.
6.Aralık.2007Mesaj çekmeyi öğrendim.Sesini duymak için aramıştım.Sesin iyi.O gece seni hasta etmediğime sevindim.Ben grip oldum.Öptüm. Meryem...
Seni seviyorum Meryem, seni çok seviyorum.Gözlerimde bulutlar var bu yazıyı hazırlarken. Seni hüzünle hatırlamak istemiyorum ki ben, hüzün yakışmaz ki senin hâtırana...
İnsanın yüreğini bakışlarından okumaya çalışmış mısınızdır hiç? 'Gözler kalbin Aynasıdır' derler ya hani.. 'Gözler yalan söylemez.'Yüreğini yansıtan bakışlarıyla sevmişimdir onu.
'Hâlâ bu kadar ince düşünen insanlar kaldı mı?' dedirten söz ve davranışlarıyla, doğallığıyla, ölçülü çılgınlığı ( Bu da ne demek oluyorsa artık..) ile bağlanmışımdır.
Bir akşam vakti Göktürk' e gittim. Geleceğimi biliyordu. Karşıladı beni. Onun arabasıyla akşam karanlığında daldık araziye 'Dur sana ağaçları göstereyim' derken...N'apıyosun?.. demeye kalmadan çimenlerin üzerinde, ağaçların arasında turlamaya başladık.
'Çılgınım ben' diyordu gülerek..'Beni aratmazsın hani, sağ olasın' diye cevaplarken, biraz da şaşkın ama mutluydum.
Aynı akşam, budattırdığı ağaçlardan çıkan dallarla ateş yakacaktık, öyle planlamıştık. Şiddetli bir rüzgâr çıkınca vaz geçmek zorunda kaldık.
Kirazların çiçekte olduğu zamanlardı. Hava öylesine ılık ve aydınlık...Telefon açtım. 'Kiraz ağacının altında oturmuş seni düşünüyorum, gel hadi..' dedi.
Konuşmamız gerekmiyordu ki onunla olduğumuzda.. sesssizliğimizde dahi huzurluyduk biz...
Bir diğer gidişimdeyse kirazlar olgunlaşmıştı. 20- 30 yıllık birkaç ağaç.. Napolyon kirazları dalları eğiyor.. dipdiri gözalıcı renk ve tadları bir başka güzel...İkinci yıldönümü bugün hastalığımın ortaya çıkışının.. dedi. Neş'eliydi. Zaman zaman kendini yoruyor, sağ kolu şişiyordu fazlaca... Kaptırıyorum kendimi, çok zevk alıyorum bahçeden.. diyordu. Bilirim, bahçe ve toprak, seven için bir tutkudur. Aynı duyguları ben de taşıyorum.
Annesini yıllar önce kaybetmişti Meryem. Babasıyla diyaloğu çok farklıydı. Kocaman kızdım, omzunda gezdirirdi beni, aldırmazdı kimseye, utanırdım.. çok düşkündü bana.. diye anlatıyor o günleri.25 yıl gibi bir süre babasının yanına gidip geldi hafta sonları.. Onunla çok yakından ilgilendi.Hastalığı sonrası biraz uzak kaldı babasından. En son memlekete gittiklerinde beraberlerdi. İçime doğmuş gibi birkaç günde bir yanına gittim, diyordu.Ölümünden 5 gün önce 'gitme' demiş babası, yapamadım, döndüm.
Niye kalmadım?..Belki hastaydı da bana söyleyemiyordu.Yanında olsam ben farklı ilgilenirdim.
Bir tanem, bu duyguyu nasıl iyi tanırım bilemezsin. Babamın hastalığı sırasında gurbetteydim henüz.Çocuklarım küçüktü. Hastane sonrası tedavisini ben idame ettirmiştim.Epeyce de toparlanmıştı.Yaz tatiliydi.Eşim ve çocuklarım çağırıyorlardı. 'Gitme kızım' demişti babam. 11 yıl sonra bile ağlıyorum şimdi.Tekrar geleceğim baba, en ufak rahatsızlığında yanındayım inş. demiştim.Geldim evet..23 gün sonra cenazesine!...Nasıl suçladım kendimi. Neden dinlemiştim ki onları? Bilmiyorlar mıydı babamın durumunu, doktorların artık son demleri dediklerini...8 ay yastığım göz yaşlarımla ıslandı. Kimseye ama kimseye göstermediğim yaşlardı bunlar...
Sıkıntılarımı çok derin sıkıntılarımı hep içimde yaşadım ben.Bir mağrurluk mu var, hiç zor durumda olmamalı mıyım ki ben? Çok yoruyor bu karakter yapısı insanı. Hep güçlü olamaz ya insan!...
Geçen Pazar, kızlarımla gittim ona. 'Senin her gelişinde biber dolması ve elmalı pay oluyor.İnan ki o kadar sık yapmıyorum', diyordu.Köfte hazırladım ama kızartmadım. Onun bahçesinden biber, domates ve patlıcan topladık.Patates ekledim, onları da az yağda biraz buğulama benzeri kızarttım.Zaten hormonsuz, katkısız doğal gübreyle yetiştirilmiş sebzeler takdir edersiniz ki lezzetli olmaları için çok da hüner gerekmiyor.Başka bir tanıdık aile de geldi misafirliğe..Bir kısmımız (hanımlar) mutfağa yakın dış kapı önündeki masada yedik yemeğimizi. Resim çektim ancak ikinci bir servis ayrılmış olduğu için tabaktaki görüntü düzgün sayılmaz pek. Lezzetini garanti edebilirim.. : ))
Elma, armut, erik topladık bahçeden.. Yan sınır komşusuyla konuştuk bu arada. 'sarp sınır kapısı' diyor arkadaşım aradaki ayıraca.. : )
Mısırlar vardı, 'satıyor musunuz?' soruma olumlu yanıt aldım. Yerli ürünleri ve doğal olanları severim.Olduğunda bir 'alo' deyin, almaya gelirim.' dedim.Gülüştük...
Çay faslında arkadaşın eşi bir kaç hikâye- kıssa anlattı. Not aldım.Kendisi şahit olduğu bir olayı anlattı önce.Hacı Şaban Efendi Hz. , Bayburt' lu...Hastanede, kolunda serum takılı, çıkartmadan abdestini aldı, gömleğini ilikledi, ceketini giyip önünü ilikledi ve oturarak kıldı namazını diyor.Saygıyı görüyor musunuz?Bizler saygıyı kimlere gösteriyoruz acaba? Kızardım şu anda, utandım.Dünyalık değerler ne kadar döndürmüş başımızı?...Aynı zât...Allah c.c. dostu...'Yolda giderken, arabayı durdurun, şurada iki rekât namaz kılayım' diyor.'Namaz zamanı değil, 'ne namazı hocam?' diye soruyorlar.Bir ân..diyor. Allah c.c. ı unuttum.2 rek'at tevbe namazı kılayım!...
Allah' ım...Değil seni unuttuğumuz, unutmadığımız anların şükür namazını kılabilsek belki...Lûtfedip, bağışladıklarına kat bizleri de...Sen sev, sevdiklerine sevdir, sevindir Yâ Rabb!...Huzurunda huzur bulanlardan eyle. (âmin)...
Meryem düşünceli..Meryem durgun, gülümsemesi buruk..Bir metastazdan şüpheleniyorlar.Tetkik yapılacak.İçeride konuşuyoruz diğer hanım misafir, Meryem ve ben.Terapisi sırasındaki vücut direncinden vs. Öyleyse diyor misafir hn., bünye direncin çok iyi, atlatırsın.
-İstemiyorum ki.. diyor.
'Seni andığımda yüreğim titriyor. İçine kapanmana, benden uzaklaşmana izin vermeyeceğim' diyorum.Lütfen benimle bağlantını koparma. Hani, kitabımın baskısı sendendi? Hazır değil bak..Nereye?...'getir' ..diyor, sanki hemen bastırmaya hazır gibi bir tonlamayla.
Yapma Meryem.. parça parça tükenmekten yoruldum artık. Her sevdiğimle birlikte eksilmekten!......Son olarak geçen Salı günü gittim ona. Haber vermeden.O gün tetkiki vardı. Gündüz yorulup, uyumuş.Ben gittiğimde akşam üzeriydi.Sahipsiz köpekleri beslemeye gidiyorlardı oğlunun kullandığı motorsikletle..Tüm canlılara karşı öylesine merhametliler ki ailecek, maşallah.
Bahçede oturuyoruz. Elimi uzatıyorum. Yüz ifadesi donuk.. elim havada kalıyor.Taş olsa erir.. ifadesiz görünüyor. İçinde yanan volkan görünmüyor.Sanki uzanıp tutuverse çözülecek, darmadağın olabilecek gibi..üstelemiyorum.Hani, nasılsa üstesinden geldiğimiz yaralarımız vardır.
Şairin dediği gibi:
'Eski dikişler sökülüp de kanama başlarsa yeniden
Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben' ...
Bir şefkat gösterisinde oluk oluk kanayacak yaralarımız vardır içimizde hani...
'Ne olur, ara beni.. ne olur içine kapanma, yanında olmama izin ver.' diyorum.'Yapabileceklerimi değil, yapamayacaklarımı dahi iste benden!..'
Araba almadan gitmişim, oğlu ile birlikte beni durağa bırakıyor. Çok ısrar ediyorlar eve bırakmak için ya da en yakın merkeze. Geri çeviriyorum.Zaten yorgun her ikisi de. Sarsılacak boş yere. onları yormak için gelmedim ki ben.
Ayrılırken sarılmıyor 'radyasyon aldım' diyerek.Canım, yine düşünceli, yine şefkatli......Dün görüşüyorum telefonda. memlekete gideceklerinden söz ediyor. Arayamıyorum. Aklımdan çıkmıyor.
İçimde hüzün, dinlediğim parçada hüzün var. Hikâye sürüyor.Gerçek hayat hikâyesi...Devamını yazacak mıyım bilmiyorum.Bu kadarını yazmak için bile zorladım kendimi.Günlerdir erteliyorum.Önce kendi içimde çözümlemem gerek...
Etkilendiğim bir alıntıyla noktalamak istiyorum şimdilik:
Efsane Wimbledon'un ilk zenci Şampiyonu Arthur Ashe kan naklinden kaptığı AIDS'den ölüm döşeğindeydi.. Hayranlarından biri sordu..
"Tanrı böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?" Arthur Ashe cevap verdi..
"Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar, 5 milyonu tenis oynamayı öğrenir, 500 bini profesyonel tenisçi olur, 50 bini yarışmalara girer, 5 bini büyük turnuvalara erişir, 50'si Wimbledon'a kadar gelir, 4'ü yarı finale, 2'si finale kalır. Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Tanrı'ya 'Neden ben?' diye hiç sormadım. Şimdi sancı çekerken, Tanrı'ya nasıl 'Niye ben?' derim?.
Mutluluk insanı tatlı yapar. Başarı ışıltılı.. Zorluklar güçlü.. Hüzün insanı insan yapar, yenilgi mütevazı.. Tanrı'ya asla 'Neden ben' diye sormayın. Ne olacaksa olur. ...
Dipnot: Yazıyı yeni tamamlamışken bir telefon geldi.Ekranda 'Meryem Cep' ibaresi vardı. Meryem.. canımmm!.. diye hafif bir sevinç çığlığıyla açtım telefonu. Sesi neş'eliydi.
-'Neredeyim, bil..' diyordu.
-'Neredesin?'
-'Sizin eski evinizin önündeyim.'
-Girsen- e içeri. dur bir arkadaşı arayayım, müsait mi?
Arıyorum evi alan arkadaşımı (çok sevip değer verdiğim, gerçekten çok özel arkadaşlarımdan birisi de odur.Evi satın almakta tereddüt edecek, 'Acaba Hatice ne düşünür?' diyecek kadar zarif, yüce gönüllü birisi o..Seni çok seviyorum arkadaşım. Cevaben şöyle demişimdir:'Çok emek verdiğim bir mekân orası. Senin gibi değer verdiğim bir arkadaşımın içinde yaşamasından ancak mutluluk duyarım!'Arkadaşımı arıyorum. İki samimi arkadaşım onlar ancak farklı arkadaş gruplarımdan oldukları için çok yakınlıkları olmamıştır, bu nedenle aracılık yapma gereği duydum.Sevdiklerimin tanışmalarını sağlamaya çalışırım ve bundan da olumlu sonuçlar almışımdır genelde.Hani, 'dostumun dostu, benim dostum' .. misâli...Anlaştığım insanların birbirleriyle de çok iyi diyaloglar kurabildiğine şahit olmuşumdur mutlulukla......Sevindim sesini duymaktan, neş'eli olmasına sevindim. Böyle bitmesini istemiyordum yukarıdaki yazımın..Sevdiğinin mutluluğuyla mutlu olabilmek çok çok güzel...
Sağlık esenlik diliyorum hepimize...İçten sevgilerle...

Hatice

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır